10 Haziran 2013 Pazartesi

Posterlerle gezi parkı



Ofisimdeki panoya astım ben de bu slogan haline dönüşen yazıyı. Her gün bakıp çapulcu dedikleri insanların arasında yer aldığım kendimi düşünüyorum. Yaptıklarımı, hayal ettiklerimi, hedeflerimi, olduğum kişiyi düşünüyorum. Biz çapulcuysak eğer -sözlükteki anlamı ile- kelimelerin de yenilenmesi gerekiyor diyorum. Çünkü biz şu anda yenilenmeye, direnmeye, değişmeye ve güzelleşmeye çalışıyoruz. 

Gezi parkı için hazırlanan posterler, fotoğraflar hepsi bir harikalar, çok yaratıcılar. Herkes görsün, bilsin, duysun, anlasın artık diye paylaşıyorum ben de bir kez daha. 

Yazacak öyle çok şey var ki. Sürekli bilgisayarın başında bu sayfayı açıp yazmaya başlıyorum ama bazen yazdıklarım yeterli gelmiyor siliyorum bazen de çok oldu yahu bu yazdıklarım diyorum yeniden siliyorum. İçimde kocaman umutlarım var, onları besliyor, büyütüyorum yeni gelen gün ile. Sonra yapılan açıklamaları dinleyince üzülüyor, sinirleniyorum. Her gün yeniden düşünüyorum bir bir olan her şeyi, izlediğim videolar aklımdan geçiyor, gördüğüm her bir fotoğraf karesine bir kere daha bakıyorum, bir çığlığa dönüşen şarkıları dinliyorum, umutlanıyorum.

İnsanlar daha nasıl ifade edebilirlerdi ki kendilerini? Nasıl anlatabilirler daha başka isteklerini? Daha önce nerede görüldü, duyuldu böylesi? İnanmakta güçlük çekiyorum halen izlediğim karşı çıkışlara? İnsanları birbirine kırdırmak için söylenen acı sözlerin yeri yok hayal ettiğim barış dolu mutlu dünyada.



Ben de böyle orjinal fikirler üretemediğim için üzülüyorum içten içe. Aynı kuşaktanız oysa :) Gençler harikalar. Diyecek söz bulamıyorum. Bu nasıl bir güzellik, bu nasıl bir düşünme biçimi, ne harika yarattıkları şeyler. A bir de İzmirliler Toma'ya Tomat diyor demişler ya bayıldım. Her gün yeni bir sözü ekliyorum hafızama ben de. Belki onlara bir yerden yetişirim diye. 





Bir direniş hatıramın olmasını ben de çok isterdim. 


Kahveye de hiç bu gözle bakmamışım doğrusu. 


Artık çıkıp nefes almak vaktidir gerçekten. 


İyi ki her zamankinden değil. İyi ki herkes bir. İyi ki var bizim gençlerimiz. Bizim yürekli gençlerimiz, düşünceli gençlerimiz, özgür, akıllı ve ruhu olan gençlerimiz iyi ki varsınız!











İşte bu fotoğraf karesi beni en çok duygulandıran karelerden bir tanesi. Bu sıra sosyal paylaşım sitelerinde çokça yazılan bir söz var paylaşmak istiyorum buradan da: 

''75 senedir dinlenmişsindir Atam kalk gel artık birazda cennet özlesin seni...' 

Keşke, keşke kalkıp gelebilsen de yanımızda duruversen, görsen gençlerimizin çabalarını. O yaşlı teyzelerin umut dolu gözlerle çocuklarımıza yemek taşımalarını görebilsen. Canı acıyan insanlara merhem olsan, bir bir sarsan yaralarımızı.. Direniyoruz Atam! 

6 Haziran 2013 Perşembe

Ağaçlar ve insanlar



Bizim Darıca Gazetesi köşe yazım;

'Günlerdir yüreğimiz ağzımızda, ellerimiz bilgisayarımızın ve telefonlarımızın klavyesinde yaşıyoruz vatanımızdan kilometrelerce uzakta.Yaşanan olayları gözyaşları içinde takip ediyoruz.İnsan ne kadar çok duyguyu bir arada yaşayabiliyormuş meğer. Hem sevinç, hem gurur, hem üzüntü ve hem de acı bir arada.

Vatanımdaki insanların acıları içimi dağlıyor adeta.

O yeni çağın tembel, akılsız, sorumsuz diye anılan genç neslinin gücünü gördüm her yerde.İçimdeki umutlar ağaçlar gibi yeşerdi, büyüdü.O tertemiz zihinler yeni bir masala yelken açtılar, üzerindeki tozdan silkindiler, artık yeter dediler çığlık çığlığa.

Çoluk çocuk, yaşlı, genç el ele yürüdüler sokaklarda, direndiler, devam ettiler.

Ne çok can yandı, can yakıldı.

İnsanların ne kadar kötü olabileceklerini de gördüm ben günlerdir. Bir annenin evlatları mıydı onlar orada? Yıllarca kendimizi emanet ettiğimiz o insanlar, sanki beyinleri yaşanmışcasına gözleri ışıldayan insanları katlettiler.
Bütün dünya gözlerini kocaman açtı, izledi, nefesini tuttu bizimle.

Öyle bir gurur ki bu içimdeki, gözlerimin mavisi artık daha mavi ve saçlarım, Atatürk’ün saçları gibi altın sarısı sanki. Biz ne de olsa onun evlatlarıyız. Onun gücü dolaşıyor damarlarımızda.
İstediğimizde nasıl da dağıtıyoruz kara bulutları, nasıl da serpiyoruz tohum tohum yeni başlangıçları.

Bir kere daha gördüm ya içimizdeki ateşi işte dedim bunlar benim insanlarım, benim geleceğimin savunucuları. O büyük zulme direnenlerin her biri adeta birer kahraman.

Haklarımız, isteklerimiz, ümitlerimiz nasıl da karalanıyordu bunca zaman, sessizdik, şaşkındık ve ürkektik. Şimdi yenilendik. Bundan sonra da kimse bizi inandıramaz artık sahte masallara. Çünkü biz kendimize yeni bir masal yarattık.

Özgürlük, sevinç, mutluluk, gurur ve adalet dolu bir hayata adım adım ilerliyoruz kendimizden emin!

Yurt dışındaki her Türk aynı bizim olduğumuz gibi kendi vatanındaydı aslında günlerdir. Ruhumuz oradaydı, aklımız oradaydı, kalbimiz oradaydı.

Hayatımız için, evlatlarımız için, ailelerimiz, dostlarımız için, dünyamız için direndik. Her gün de direnmeye devam edeceğiz. Nefes aldığımız sürece daha iyi ve doğru bir hayat uğruna haklı mücadelemizden yılmayacağız. Nefesimiz kesilse dahi ardımızdan gelenler devam edeceklerdir haykırmaya tüm güçleri ile.
Bu direniş birkaç tane ağaç için değildi sadece, yeşermeye çalışan umutlarımız, sindirilmeye çalışılan benliklerimiz, kirletilmeye çalışılan aydın fikirlerimiz içindi.

Yeni yazımı da paylaşacağım...
Uzakta olmak böyle zamanlarda en zor olanı. Hele bir de hep aynı cümlelerin kullanılması, yapılanların değişmeyeceğinin söylenmesi, anlatmak istediklerimizin anlaşılmaması ya da işlerine gelecek şekilde anlamaları beni daha çok yazmaya sevk ediyor. 



1 Haziran 2013 Cumartesi

Gezi parkı direnişini destekliyoruz!


UZAKTAYIZ AMA TÜM KALBİMİZLE YANINIZDAYIZ!
#DİRENGEZİPARKI
#OCCUPYGEZİ

#occupygezi #direngeziparkı



"Dear friends all around the world,

something brave and significant is happening in Istanbul, Turkey.
A late blooming Occupy wave one might call it.

Citizens tired of a bullying government with its corrupt management of public spaces and reckless abuse of land are coming together to protect a public park in the heart of the Istanbul which is under the threat of being demolished so the 94th shopping mall can be built in its place. People are holding in spite of the brutal attacks by the police (today's attack was at 5am in the morning one shall point out! including tear gas bombs, b
urning the tents, hospitalizing a person...). It is the 3rd day now, more than 10,000 people have gathered in the park!
Meanwhile, public spaces are being sold to hotels, precious ecosystems are being wasted for more industry, power plants, 3rd bridge over Bosphorus!

This has become a matter about more than just saving trees. This is an 'I can do whatever I damn well want', fascist mentality that not only supresses but attacks its own people.

To make matters worse, media channels are being censored so as not to display the news.

#direngeziparki is now the 2nd worldwide trending topic on Twitter.

Please help us to share this message and stop Erdogan's ruthless, inhumane acts.

What you can do:
- Forward this message to everyone you know
- Send your support messages through twitter with the #direngeziparki hashtag
- Tag @bbc @cnn @reuters and other large media channels in these posts
- Post this message on facebook
- Let your local and national media channels know

Please help spread the news globally.
We need all the support we can get now."


#occupygezi #direngeziparkı


Gerçekten uyanmış olmamızı diliyorum. Umarım bunca şeye rağmen sonunda sanki hiç bir şey olmamış gibi davranmaz insanlar. Malum milletimiz uyumayı kanıksadı artık. Bu görüntüler içimizi burkuyor, insanlar acı çekiyor, dövülüyor, boğuluyor, kör oluyor, ölüyor. Haber kanalları hala abuk sabuk yayınlarına devam ediyorlar. Bazı insanların olanlardan hala haberi yok. 


Herkese yayın, anlatın, gösterin! Bu artık gerçekten bir halkın uyanışı! Bu kadar insan, bu kadar şehir tek yürek ve dahası da olacak inanıyorum! Bence sonuna kadar gitmeliyiz! Bizler uzaklardayız ama yüreğimiz orada. Sabaha kadar oturduk Halk Tv'den yayınlananları izledik, facebook'tan yardım ettik haber almak isteyenlere, hala da devam ediyoruz. Daha da yayılsın, herkese ulaşsın ama ne olur daha fazla insan zarar görmesin..


Yaşlı amcalar, gençler, teyzeler gördüm perişan halde içim acıdı, gözyaşlarına boğuldum. Polisin yaptıklarına aklım sırrım ermesi bu ne vahşet, bu ne kin! Yabancı basın da duyurmaya devam ediyor. Destek var herkesten. Olabildiğince herkese ulaştırın yaşananları, anlatın!

Bütün Dünya Türkiye'de yaşanan vahşeti görsün. Polislerin Türk bayrağı ile dolaşan insanların ellerinden döve döve bayrağı aldıklarını anlatın.



Yardım edin ve yayın herkese!Bilmeyen kalmasın. Halk artık uyumasın ve vatanına, özgürlüğüne sahip çıksın. Yurt dışından destek sürüyor. Bu durum artık gerçekten bir isyana dönüştü. Dilerim bunca çaba bir sonuca ulaşsın...Biz sonuna kadar destekçisiyiz!


Direnişimiz sadece ağaçlar için değil artık ananı da al git için, sayın öcalan için, şehide kelle için, reyhanlı için, 2 ayyaş için,10 Kasımlar, 29 Ekimler için, geleceğimiz için!

Daha fazla can yakıcı olay olmadan sonuca ulaşır umarım. Biz gönülden ve sosyal medyadan destek vermeye devam ediyoruz!

Bütün kanallar hala susuyor Halk Tv yayına devam ediyor. Gönülden kutluyorum Halk Tv'yi...

30 Mayıs 2013 Perşembe

Hayatımın karpuz peynir bölümü

Bitmek bilmedi bu Mayıs. Aslında önceleri Mayıs epey güzel şeyler ifade ediyordu benim için. Bu sene yağmurlar ile dolup taştığından anlamını yitirdi. Sıcaklık eşliğinde yağan yağmurları seviyorum ama böyle tüyleri diken diken eden bir havada yağış da olunca kendimi suyu sevmeyen kediler gibi hissediyorum. 

Kendime sürekli artık durmalısın, yaz geliyor, yediklerine dikkat et diyorum. Bu sabah tam da mucizesine inanmadığım Special K'ya uzanacakken simite gitti elim. Çayla simit yedim. Ehh çok da kötü sayılmaz ama olsun. Yaz gelsin buz gibi limonatalarımı yapayım içeyim keyifle, karpuz peynir yiyeyim istiyorum. Çok mu şey istiyorum. Güya Afrika burası. Acaba birisi beni kandırdı mı?



Allahtan şu yağmurluklar pek sevimli oluyorlar. Buradan en severek aldığım şeylerden biridir çizmeli yağmurluğum. Doya doya giydim bu sene. Giymeseydim de olurdu aslında, yağmasaydı iyiydi. 


Sümüklü böcek kardeş masamıza çıkıvermiş. Onun da canım yeni yerler keşfetmek istiyor sanırım. Yağmurun en güze tarafı da bu, her yer mini mini böcüklerle doluyor bol bol fotoğraf çekiyorum bahaneyle. 


Kamp alanındaki köpeciğimiz Mahçup. Öyle sevimli bir köpek ki onun haline çok üzülüyorum. Üç tane de yavrusu var, gerçi artık onlar da kocaman oldular ama hayvancıklar her daim aç. Elimizden geldiğince doyurmaya çalışıyoruz ama yetmiyor. Ben hayatımda Mahçup kadar sevgiye aç köpek görmedim. Öyle manalı bakışları var ki insanın içini eritiyor. 


Yiyorum diyorum ama genelde pek inanmıyorlar bana. Bu sandöviç bir öğlen yemeğinde yediğim öğün :) Abartmışım evet! Yalnız o yanındaki acı biber salatası dünyanın en güzel şeyi diyebilirim rahatlıklar. Bu lezzeti tarifi çok basit olmasına rağmen evde yakalayamıyoruz. Artık Cezayirli amca içine ne katıyor bilemiyorum, bilmek de istediğime emin değilim. 


Közde kahvenin tadı da bambaşka oluyor. Bu sıra epey mangal sefası yaptık. Ama bu daha sadece başlangıç. Ne de olsa yazlarım vazgeçilmezidir mangal. Ben zaten bu kafayla gidersem o geçen sene verdiğim altı kiloyu bu sene zor veririm. Can sıkıntısından sürekli yemek düşünüyorum.


Bu tabağı çook sevdim. Ağaçlara bayıldım. Böyle motifli tabakları toplamak ve evimde kullanmak istiyorum. Hele birkaç ay evvel bir tabak gördüm ki anlatamam kelimelerle. Üzerinde sevimli geyikler vardı ve daha başka bir sürü motif. O sırada bir cenaze evindeydik. Yemekler hazırlanırken tabağı bana versinler diye çok uğraştım ama tam ben alacakken bir amca elini uzatıp kaptı. O kadar üzgün insanın arasında tabağı düşünen herhalde tek bendim. Ne zaman züccaciye'ye gitsem ona benzer tabaklar bakıyorum bulamıyorum. Umarım bir gün hiç de düşünmediğim bir zamanda karşıma çıkar ve benim mutlu eder. 


Musluklar hep ilgimi çekmiştir. Böyle eski yüzlü olanları ayrıca severim. Yeni açma kapama sistemlerine nazaran bunları daha beğeniyor ve daha kullanışlı buluyorum. Bir de pirinç görünümü ayrıca beni cezbediyor. Evimde de kullanmayı düşünüyorum pirinç musluklardan. 


Kağıttan kayık yapmayı unutmuşum. Denedim denedim başaramadım. Sonra eşimden yardım istedim. Bilmiyordu ki onu çayımın içinde yüzdürmeye kalkacağım. Kim düşünür ki 30 yaşında koca kadın çay bardağında kayık yüzdürecek. Ben sanırım 10'lu yaşlarımda demir atmışım.


Pembeyi geçen seneden beri seviyorum, hayret. Halen pembe tutkumun devam edeceğini düşünmezdim ama yaşım ilerledikçe renkler hayatıma daha çok girmeye başladı. Gülün pembesi, rujun pembesi, elbisenin pembesi, kağıdın pembesi, tokanın pembesi şeklinde ilerliyorum:)


Dün eşim ilk defa Adana yaptı. Burada Adanalı olan bir arkadaşımızdan öğrenmişti. O başka bir şantiyeye geçince bizim de canımız istiyor ama yiyemiyorduk. En sonunda karar verdi ve ben yaparım dedi. Şahane de oldu. Ben de yanına bulgur pilavı yaptım yine homini homini yedik. Bunda bir gece önce izlediğimiz survivor'ın da etkisi büyük. Orada yedikleri etleri görüp bütün gece yutkunduk. Dün de neyse ki amaçlarımız nihayete erdi yedik içtik eğlendik. En kötü günümüz böyle olsun inşallah. 




Aaaa unutmadan mangal henüz geçmemişken değerlendirmek için patates attık ve üzerine de mozarella peyniri koyduk. Tadından yenmedi! Tek patates olduğu için 8 kişi hücum ettik ama olsun en azından tadımlık oldu. Bundan sonra kumpir ziyafetleri de yapmaya başlayacağız.


Yemekhaneye giden yolda duruyor bu tabela. Ben seviyorum neden bilmem. Gelip geçerken hep 10 rakamı ile ilgili bir şeyler düşünüyorum, dilek falan tutuyorum. Tabelayı amacının çok dışında kullanıyorum :) Elimden gelse herhalde onu bahçeye bile koyardım. En iyisi Türkiye'ye dönünce kendimi şöyle en renklisinden bir tabela yaptırayım. 


Kocaaaaamaaaaan bir çiçek bu. Bunların miniklerini bilmişsinizdir. Baharda pek sık görülürler etrafta. Bu onların 50 tanesinin bir araya gelmesi gibi. Şaşırtıyor beni her gördüğümde ve pembiş haliyle mutlu da ediyor. Beyaz olanları da şöyle;

Bu da en sevdiğim bardağım. Aslında görünümünün çok dışında Anadolu Hayat Emekliliği anlatan bir kupa. Ama ben ona çok farklı anlamlar yüklüyorum. Oradaki insanların her biri benim için bir Mary Poppins :) O Eyfel'in üzerinde bavuluyla uçan kadını da kendim olarak hayal ediyorum. Masalsı detayları mutlu ediyor beni. 


Yapacak işlerim var gün bitmeden. Bu kıtada zaman su gibi akıp gidiyor, bir de bakmışız akşam olmuş. Havalar bir şeyler yapma isteğime engel oluyor. Aklımdaki fikirleri hep yaza erteliyorum. Yaz geldiğinde yapmam gereken çok fazla şey olacak ama yine de gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Tabi tatilin yakınlaşmasını, denizi, kumsalı, insan seslerini, kitapçıları, pazarları da hayal ediyorum bol bol. 

28 Mayıs 2013 Salı

Giden bir kedinin ardından

Tam da hızımı alamamış coşkuyla yazmaya başlamışken yağan çılgın yağmurlar sel getirdi buralara. Bir haftadan fazla internet bağlantımız yoktu. Sanmayın yazacak kelime bulamadım. O kadar çok şey var ki anlatacak. Yeni Paris manzaraları, Cezayir'den kareler, hayatın içinden ufak detaylar ve anılar yazacağım yeniden. Bu internetsiz yaşayamama halimi sevmiyorum ama elimden de bir şey gelmiyor. Tiryaki gibi olduk. Günler geçmek bilmiyor o olmayınca.

Giden bir kedinin ardından işler zar zor yürüyor. Yazmak, okumak, dinlemek ve her zaman size kolay gelen işler büyük bir külfet halini alıyor. Kediniz bırakıp gittiyse sizi içinizdeki yalnızlık hissi asla dinmeyecek diye düşünüyorsunuz. Her şey eskisinden çok farklı oluyor çünkü siz değişiyorsunuz. Sevdiğiniz birini kaybetmekten farkı yok. Anılar üzerinize çullanıyor. Yavaş yavaş öğreniyor insan elinde kalan anılarla mutlu olmayı, ama öncesinde çok çabalıyor. Ben da hala çabalıyorum. Sürekli makyaj tazeleyen biri haline geldim. Daha iyi hissetmek adına yaptığım makyajım ufacık bir hatırada sel olup akan gözyaşlarıma dayanamıyor. İçimde hep bir umut elbette ki olacak döneceğine dair ama bazen öldüğünü düşünmek daha az acıtıyor.


Şimdilerde yeni bir kedimiz var. Adı Charlotte değil ve gözleri de yeşil değil. Ama pamuk gibi yumuşacık, uysal, sessiz ve maviş. 
Onu almak, önceleri bir ihanet gibi geliyordu. Sonrasında belki yeni bir kedi aldığımı hissedip döner diye düşünüp durdum hani hayatta öyle mucizeler oluyor ya bazen. Ama Cicoz(Bella)u gördüğüm anda kafamdakiler uçtu gitti. Sadece o masum ifadesi ve beni sevme ihtimali için almak istedim. Charlotte kadar hamur bir kedi değil. Bazen sıkılıyor onu sevdiğimde ve kaçıyor ama kendi kendine kucağıma gelip uzanması tüm umutsuzluklarımı gömüp hayaller ile yaşamamı tembihliyor bana. Hele mır mır konuşması yok mu büyük şaşkınlık yaşatıyor bize. Daha önce bizimle konuşan bir kedimiz olmamıştı:)


Yeni bir maceraya yelken açtık görüyorsunuz. Bir kedi sahibi olmak harika bir duygu. Yeniden kedili bir hayata kavuştuğum için mutluyum. Her bir hücrem mutlu olduğumu söylüyor. Daha çok yeni beş gün oldu geleli. Adını önceki sahibi Bella koymuş. Şimdilik o adı bildiği için kullanıyoruz çağırırken ama tercih ettiğimiz isim Cicoz. Alışırsa bizim Cicozumuz olarak kalacak. Olmazsa biz Bella'ya alışacağız. Yavaş yavaş bize ısınmaya başladı. Koynumda yatacağı zamanları iple çekiyorum. Şu anda gardırobumda kıyafetlerimin üzerinde uyuyor geceleri. Sessiz olması da harika. Bazen pıt diye bir köşeden çıkıyor çok gülüyoruz. Umarım her anımız böyle güzel olur bundan sonra. Siyamlar ile ilgili tavsiye verecekler olursa bekliyorum, ilk kez siyam bakıyoruz ufak tüyolara açığız:)


Bu sıra kendimi dekorasyon fikirleri arasında kaybetmiş durumdayım. Tadilatını yaptırdığımız evimiz için milyonlarca fikirle baş etmeye çalışıyorum. İnternet denen dünya'da sonsuz bilgi mevcut ve ayıklaması bazen epey güç oluyor. Rengarenk bir evim olsun istiyorum. Ama beyazlığın içinde renkler buluşsun istiyorum. Yolu yarıladık sayılır tadilat mevzusunda ama henüz önemli kısma gelmedik. Hayal etmek çok keyifli. Umarım hayal ettiğim kadar güzel bir evim olur. 


Uzun zamandır yazıyorum. Daha önce hiç hikaye yazmadım. Hep ufak denemeler yazdım. Bu birkaç gündür kafamda bir sürü hikaye dolanıyor. Nereden geldiler bilmiyorum. Ama o hikayeleri yazmak istiyorum. Bilmem başarabilir miyim. Denemeye değer. Belki günün birinde burada yayınlarım yazdıklarımı. Hemingway'in bu fotoğrafını çok seviyorum. Tanışmayı hep hayal ettiğim kişilerden biridir Hemingway. Şu anda orada onunla olmayı isterdim. Belki bana ufak hikayelerinden birini fısıldardı. 


Bir süredir canım haşhaşlı lokum istiyor. Haşhaşım yok ve lokumu yapmayı da bilmiyorum. Aslında tarifini almıştım ama bulamıyorum. Bu işin ustası arkadaşım Gamze bana Eskişehir'den ıslak haşhaş bile getirmişti ama taşınma esnasında kayıp ettim onu. Cevizle deneme yapmak istiyorum haşhaş olmadan. Böyle puf puf olsunlar yeter. Havalar güzelleşsin ve ben bahçede çayımı yudumlarken o lezzet denizinde kaybolayım istiyorum. 


Bahçemle ilgili henüz yol kat edemedim. Yağmurlar bahçemizin çamurdan öteye gidememesini sağlıyor. Ne zaman sevinsek ve artık bahçe işlerine girişelim desek kıyamet kopuyor adeta. Hazirana bel bağlamaktan başka çaremiz kalmadı. Minik bahçemle ilgili de girişimlerim şu anda fotoğraf inceleme aşamasında. İcraata geçmek için havaların düzelmesini ve rahat bir nefes alabilmeyi bekliyorum. 

Şimdi biriken işleri toparlamanın zamanı. Hepsi hallolduktan sonra yeniden yazmaya koyulabilirim. Önce gidip yemek yemeli sonra minik kedimi görmeli, biraz onunla oynamalı, bahçede güneş hazır ortaya çıkmışken yağmur gelmeden bir Türk kahvesi içmeliyim. Akşama da yazmam gereken bir sürü yeni kart ve mektup var. Kahve olmadan da işlerimi yapamıyorum ne yazık ki!

Herkese sevgiler...